BENİM SEÇİMİM

Ocak 25th, 2011

Şikâyetim yok,
Ben seçtim
Asma dalı olmayı,
İpince,kupkuru,cansız…
Üzüm taneleri benim!
Dememek için.

Memnunum
Kılcal kökleri olmaktan,
Bütün çamların,söğütlerin…
Kayaları delip geçerken,
Kudret bende!
Dememek için.

Evet doğru,
Dünya kütüklerin.
Ama şükür ki
Bu,benim seçimim.

BEN HÂLÂ O ÇOCUĞUM

Ağustos 2nd, 2010

Zayıf,solgun bir çehre…
Ürkek,çekingen bakışlar…
Herkesten fazla, merhamete muhtaç fıtratına,
Herkesten fazla, sûretini yardıma koşturan,
Ey Rahman!
Ben  hâlâ o çocuğum,
Hâlâ   çocuğum.
Bakıyorum şimdi,
Sımsıkı kavradığım,
Demir parmaklıkların ardından.
Saçlarıma düşen aklar…
Güneşi solduran gözlerim…
Aynalar yalan söylemeyin!
Ben hâlâ o çocuğum.

Aksayan bir kedi görse ,
Günlerce ayağı ağrıyan
Ve günlerce yas tutan,
Solan,kuruyan
Yaprakların ardından.
Pembe rüyalarla süslenmesi gereken
Kuş tüyü yastıkları
Sabahlara dek gözyaşlarıyla ıslatan…
Bütün diğer çocuklar gibi,
Bir nedene bağlı ağlamaktansa,
Ağlamak için neden arayan…
Marazlı ruh…
Hastalıklı hassasiyet…
 Ben hâlâ o çocuğum,
Hâlâ  çocuğum.

Karışsam da içinize.
Sıradan laflar etsem de,
Oradan buradan…
Ne bileyim işte!
Şakalar yapsam da
İpe sapa gelmez!
Ben hâlâ o çocuğum
Hâlâ ağlayan…
Babası ölse ne yapar!
Ya o küçük kedicik?
Yavru köpekler üşür mü soğukta?
Annesinin kucağında mı tüm bebekler?
Ben hâlâ o çocuğum.
Babam öldü!
Doğru çıktı bütün kaygılarım.
En çok dokunan da :
Ağlamak için şimdi nereden neden ararım?
Oyuncaklarım,oyuncaklarım…
Saatlerce düşünmeden oynadığım.
Rengarenk,türlü türlü,sayısız…
Oyuncaklarım…
Ama bir türlü,
İstediğim gibisini bulamadığım..

Hâlâ o çocuğum.
Bakıyorum,
Sımsıkı kavradığım,
Demir parmaklıkların ardından.
Herkesten fazla, merhamete muhtaç  fıtratına,
Herkesten fazla, sûretini yardıma koşturan,
Ey Rahman
Herkesten fazla aczini,fakrini,
Herkesten fazla gururuyla kırbaçlayan
Ve kanayan yaralarında
Hep Mutlak Kudret’i bulduran,
Ey Rahman!
Ey beni benden daha iyi tanıyan,
Ben hâlâ o çocuğum.
Ak saçlarımın dışında tek farkım:
Günahlarımı yüklediğim kamburum.
Etrafımı kuşatan demir parmaklıklar…
Ey Rahman!
Çıkar beni demir parmaklıklardan,
Çıkar beni!

DÜŞERKEN YAŞAMAK

Mayıs 30th, 2010

Düşerken yaşıyorum!
Ya çelikten bir ok gibi çakılacağım toprağa,
Ya kuru bir yaprak gibi konacağım usulca
Na zaman,nerede,nasıl?
Bilmiyorum.
Bildiğim tek şey:
Düşüyorum.

Toprağa yaklaştıkca anlıyorum,
Eşyanın hakikatini.
Yüksekten toz pembe gözüken manzara,
Meğer siyah-beyazmış.
Toprağa yaklaşıyorum.
Düşerken sevdalar,
Düşerken kahkahalar,
Düşerken kabaran iştahlar,
Düşerken yastık altına konulan paralar,
Bankada gelinin takıları,oğlumun arabası,
Düşerken yükselme sevdası!

Düşerken yaşıyorum.
Ya çelikten bir ok gibi çakılacağım toprağa,
Ya kuru bir yaprak gibi konacağım usulca
Kimse bilmeyecek belki de
Duymayacak kimse.
Uzanacağım kara toprağa boylu boyunca,
Uçurumun dibinde mezarım.
Bakacağım öylece,
Sıra sıra
Beni görmeden düşenlere…

30 Mayıs 2010

YAĞMURLU GÜNLER

Haziran 20th, 2009

Gülemem gülemem
Yağmurlu günler var.
Gülemem gülemem
Yağmurlar beni yakar. Devamı için tıklayınız »

Haziran 4th, 2009

 

BİLİM
Nasıl çalışır zerre,zerrede şaşırmadan?
Ey beynini çıkartmış incelemekte olan! Devamı için tıklayınız »

HATIRA

Haziran 4th, 2009

Hatıra,atinin mazide adı.
Hatıra,mazinin en tatlı zannı.
Hatıra ,kırışık yüzde zindelik.
Hatıra,bir neslin  en parlak şanı.

Hatıralar birgün çalsa kapımı,
Deseler gel bize,terket yarını.
Sonkez fısıldasam hatırlayana,
Hatıra,hayatın tek gerçek adı.

                                                         1988

KORKU-2 odam

Haziran 4th, 2009

Odam bir başka hale bürünür gece.
Her zaman aynı vakti bekler dururum.
Pencerelerden ışık kayıp gidince
Bir çığlıkla fışkırır kalbimden ruhum. Devamı için tıklayınız »

KORKU-1 orman

Haziran 4th, 2009

Vakit gece yarısı kimsesiz bir ormanda…
Yolumu görebilsem ufak bir ışık olsa!
Arada bir parlayan keskin sarı bir çift göz…
Damarlarımda narkoz çarpıp kaçan yarasa. Devamı için tıklayınız »

DUYGULARIN RENGİ

Haziran 3rd, 2009

Toprak ve balık…
Kuş ve kafes…
Yaşam ve ben…
Yer beyaz,siyah gökler
Bir şiir yaz dediler;
Güneşin doğum sancılarıyla başlamış Devamı için tıklayınız »

ÖNEMLİ GÜNCEL MESELELER

Haziran 1st, 2009

Entariye fisto diksek,ya da dikmesek.Aslında entariye entari de demesek :Kıyafet..? Libas…? Hiç olmaz! Smokin..?
Aman canım aslında entariye hiçbir isim koymasak.En iyisi hepten yasaklasak.Şimdi….ye fisto diksek……ye fistoyu eteğinden mi diksek?yakasından mı diksek?
Bence konuyu millete diretsek.Afiş afiş basına sürsek.Bence de fistoyu ….nin iradesinin önüne gersek.
Hiç olmaz kardeşim.Arşivlerde saklasak.Üstüne de kilit vursak.Aslında en güzeli hep yasaklasak.
Hanımlar! beyler!Allah aşkına kaçıncı yüzyıldan kalma bu fikirler?Nerede o düzeyli tartışmalar?Düzeyli birliktelikler? Şöyle allayıp pullayıp bence….yI piyasaya sürsek.Biraz da görsellik katsak.Sağından solundan yırtmaç açsak.Sempatizanlar toplasak.Beğenmeyenleri dışlasak.Ya da aptal çoğunluklara karıştırsak.Şöyle diyorum azıcık imaj da mı katsak!
Nerede gerçek vatanseverler?Yarın saat…da…meydanında toplansın …perverler!Birkaç provakatör,biraz yürüyüşler…En güzeli….ye terör süsü vermeler.Hani teröristler?Sağdan soldan derlemeler,yurt dışından sesler…
Ben hala bu fistoya yer tayin edebilmiş deyilim arkadaşlar.
Bence……yi yaftalasak.
Deminden beri sizi dinliyorum,söz istiyorum.
Bence de ….nin sesini kıssak.
Allasak pullasak.Entel bir hava katsak.
Tedavülden kaldırsak.
Ah nerede o eski ….ler azizim!
Önemli olan ….yi yaşatmak.
Hayır yasaklamak!
Bir dakika! bir dakika arkadaşlar!
Söz almak istiyorum!….
………………………………….
…………………………………
…………………………………

BORDO PELERİN

Haziran 1st, 2009

Bordo bir pelerin…Kumaşı,bordo zemin üzerine krem rengi ekoselerle zenginleştirilmiş.Kol ağızları ve yakasının kenarları krem rengi biyelerle çevrilmiş.Herşey bu bordo pelerinle başladı.Bütün hezeyanlarım.Bindiğim otobüsten gördüm ilk defa onu;bir an-ı seyyale kadar…N’olur bu kadar süratli gitmese şoför!Yolumun üzerinde ,parlak ışıklı vitrinlerde ofantazi kıyafetler,pabuçlar ve illa da bordo pelerin…Hepsi birer alacalı hat gibi geçiyor hızla gözüme inat!Hem yol kenarındaki dikenli ağaçlar kaçırıyor gözümün tadını,hem otobüsün sürati,hem otobüs penceresinin küçüklüğü..Hepsi görmem için birer dezavantaj…Çok hız yapıyor bu otobüs çok!Aralık camdan uzattığım yüzüm rüzgarın ve hızın etkisiyle müthiş bir tazyik altında kalırken, inmeye yakın otobüsün aynasında yüzümü görüyorum. Bu tazyikin etkisiyle mi yüzüm sarkmış, göz çevremde, yanaklarımın üstünde derin yarıklar ?
Ne kadar uzun bir zamanı , ne çabuk katetti bu otobüs! İnerken bacaklarım, binerkenki gibi canlı değil, yorgunluktan olmalı! Verilen adrese atılan mantık adımlarımı geri geri çekiyor heva ve his adımlarım, “O pelerini almalısın!” diye.. Dönüşte alelacele alışverişimi yapıyorum. Cüzdanıma tekrar bakma ihtiyacını hissediyorum, ama kalan para yetersiz bordo pelerini almak için. Olsun . Yarın var, öbür gün var hemen satılacak değil ya bu pelerin! Vitrinin önünden bir daha geçip, alıcı gözle tekrar inceleyeyim. Eve geldiğimde aldığım paketleri nefes nefese atıyorum mutfak masasının üzerine.. Tam bir dakika istirahat edeyim diye paketlere sırtımı dönük gidecekken, bir resim ilişiyor gözüme, yiyeceklerin suyu ile ıslanmış, yırtık pırtık gazetenin üstünde.. Küçük bir çocuğun fotoğrafı..
Büyük puntolarla:
Küçük Kızın Ölüm Sebebi Dengesiz Beslenmek!
Türkiye’ nin Dramı!
Başım dönüyor , midemde şiddetli bir bulantı.. Kafamdan atmaya çalışıyorum. Fotoğraftan uzaklaşmam lazım, ama imkansız. Fotokopileri zihnime alınmış. Tam benim kızım boyunda, kızım yaşında, ama onun gözleri donuk ve sabit. Kızımın dudaklarında gülücük, onunkilerde gizli bir sitem! Hayır hayır atmalıyım bu resimleri zihnimden!
Akşam gelen beyime bahsediyorum; küçük kızın dramından değil, bordo pelerinden..
” Al tabii ki, bu senin hakkın. Kaç senedir giydiğin pardösüyle gezecek değilsin ya ” demesini bekliyorum ama O; ” Sen bilirsin hanım, ihtiyacın varsa al! ” diyor.
Benim beklediğim cevaplar içinde en kötü ihtimallisiydi bu. Kabuk bağlamak üzere olan kalp ve beyin yaralarıma kezzap.. Kıvranıp durduran çözümleyemediğim gizli muhasebelerime eklemlenen yeni bir denklem daha:
” İhtiyacın varsa al! ”
İhtiyaç: Benim bildiğim ihtiyaç izafi bir kavram değil mi? Bir başka ifadeyle zaruret.. O halde zaruretleri sıralayalım: Yemek odası zaruret, jakuzi zaruret, kartonpiyer zaruret, Kadınlar Günü zaruret, Sevgililer Günü zaruret, Teseddürlü kadının, Cumhuriyetin ilk yıllarında hatta ondan biraz daha önce, elit tabakanın talip olduğu kamusal alanda boy göstermesi zaruret.. Düzenin hegomonik elbisesine, kafa değil, yaka değil, kol değil, kuyruk gibi dikilme gayreti gösteren trajikomik tesettür kıyafetleri ve islami dejenerasyonun modası ” Zamanı, islam’ a uydurma ” gayretlerine muhalif ” İslam’ ı çıkarlarımıza uydurma ” ilkesini benimseyen tesettür firmalarının ” Kadının mahremiyeti ” başlığına ufak bir imaj değişikliği ( ? ) ile modanın söylemlerinden ” Kadının görünürlülüğü! ” sloganını yerleştirerek düzenledikleri, televizyon ekranlarında görmeye alıştığımız tesettür defileleri zaruret..
Annelerimizin, ninelerimizin kalitesiz, markasız, ama tam bir teslimiyetle örttükleri başörtüsü?” Biz sizin bildiğiniz tesettürlü bayanlardan değiliz ” ispatının zarureti! İçinde islamı şuurdan uzak, teslimiyetten bihaber tamamen tepkisel örttüğümüz markalı başörtümüz. Başörtümüzün rengiyle uyumlu markalı ayakkabılarımız zaruret…Zaruret içinde zaruret…Bu zaruretlerin içinde benim pelerinin ruhsatı elbette çıkacak!Ama işimi sağlama almalıyım .Hızlı adımlarla elbise dolabıma yaklaşıyorum,zarureti aramak için.Tam üç tane pardösü,iki manto…Birileri arkamdan bağırıyor:
“Antikasın şekerim.Bu kadarcık şeyleri kafana takıyorsun.Al gitsin!”
İçlerinden biri daha:
“Uyumlu ve temiz giyinmek lazım bu zamanda!Derli toplu olmalı;İslam’ın izzeti hakkı için…”
Sarf edilen bütün kelimeleri tek tek ele almalıyım:İlk cümle bana göre çok fazla vurdumduymaz.İkincisi:
Uyumlu ve temiz giyinmek değil pahalı giyinmek.
Derli toplu olmak,eşit değildir israf etmek.
İslam’ın izzeti hakkı için eşittir Hz.Ömer (R.A) O da eşittir eski ama temiz ,adalet ve insafla dikilmiş,derli toplu yüz taneye bedel tek bir urba!
Kafam karmakarışık!Öyle kalabalık ki içim,ama hepsi ben.Hepsinin yüzü aynı ama ifade değişik.Hepsi farklı şeyler söylüyor.Beynim çatlayacak!Bir ben “al!”Diyor sürekli.
“Al!Al!”
“Ahir zamanda sevad-ı azam’a tabi olunuz”
“Al!Al!”
“Ahir zamanda sevad-ı azama tabi olunuz”
Sürekli dönüyor “Ben”ler…
Ölen küçük kıza gidiyorum tekrar.Sonra çöplükte ekmek arayan çocukların yanına varıyorum utanarak.Çocuklarını aç uyutan annenin hıçkırıklarını duyuyorum o anda.Ellerindeki küçük ekmeği yerken ,kendi ekmeğini bitirip,mahzun mahzun ablasına bakan küçük kardeşe ablası tarafından ikram edilen küçük lokmayı görüyorum.
Tekrar pelerinin bulunduğu vitrinin önüne gidiyorum,ama pelerin yok!Vitrinin camına yansımış ,ince entarisiyle soğuktan tir tir titreyen kaldırımın kenarına oturmuş cılız bir çocuk…Gözlerini dikmiş öylece bana bakıyor vitrin camından;ben de kendime bakıyorum,üzerimde de bordo pelerin…Etrafımı bir sürü,ince,eski elbiseli,solgun yüzlü,cılız çocuklar sarıyor.Bense o anda,”Bu memleketi biz mi kurtaracağız kardeşim !” diyenlerle beraber,yıllardır dillerine zikir gibi doladıkları,spontone tarzda söylemlerle milletin kanını emenlerle beraber,kahvaltı edemeden,aç karınla evden çıkan çocukların,her sabah muttasıl okullarına girmeden “Varlığım Türk varlığına armağan olsun!” diyerek,soluk yüzlerinden iyice kan çekilene kadar varlıklarını armağan ettikleri-değil Türk varlığı-kanlı dişleriyle sırıtan,siyah pelerinli vampirlerle beraber.
Hayır hayır ! Bu ben değilim ! Kan ter içinde silkiniyorum,üzerimde bordo pelerinin olmayışının saadetiyle…
Yine vitrinler…Ama vitrinin içine talip değilim artık ! Vitrinin camına yansımış cılız çocuklara ayarlı gözlerim.Otobüsün süratini bunun için istemiyorum artık.
Ne kadar uzun bir zamanı,ne çabuk katetti bu otobüs ! İnmeye yakın otobüsün aynasında yüzümü görüyorum.Yüzüm sarkmış,göz çevremde ve yanaklarımın üzerinde derin yarıklar,ama ne gam ! Üzerimde bordo pelerin değil,Hz.Ömer’in urbası !
İşte bir pelerinin hikayesi…Sen okuyucu tüketim hırsıyla bencilleşen dünyamızı yeniden biçip dikme kararına vardın mı,bilemiyorum.
Yeni yetme pop sanatçılarının (!) düzenleyecekleri konserde “Bu konserin geliri,kimsesiz çocuklar veya engelliler veya … yararına kullanılacaktır ! Dedikleri gibi ,yoksa şöyle demek daha mı etkili olurdu :
Bu yazıda geçen olay ve kahramanların uzaktan veya yakından (Hz.Ömer hariç) gerçekle ilişkisi olmayıp,yalnızca hazırlamış olduğumuz “Hakikat Paketi”nin satış hızını etkilemek için düzenlenmiş bir kurgudur.

Nur Şafak (Şahin) Gürer

ÇİZDİĞİM RESİM

Mayıs 31st, 2009

Çizdiğim resimde bir dağ var,bir ağaç
Ve bulutlarda güneşten son iz.
Lacivert gökler,
Deniz.
Devamı için tıklayınız »

KİMİM BEN?

Mayıs 31st, 2009

Kimim ben,
Böyle bir başıma?
Devamı için tıklayınız »

BABAM

Mayıs 31st, 2009

Topla dağlar kadar çileyi topla;
Bir balyoz altında ezip nokta yap;
Binlerce noktayı yapıştırıp da
Göreyim babamdan bir anlık serap!

O bir mumdu gece onu eritti.
Bir parça maziydi,hatıra iman.
Zannederim yine Şafak Nur dedi,
Özlemle titrese içim ne zaman!

EVLER

Mayıs 31st, 2009

Süslü duvarlarının ardında dünya gizli.
Hayatın posası mı bacalardan dökülen?
Saniyeleri değil sonsuzu umar gibi;
Işıklar söndü bile karşıki pencereden.
Devamı için tıklayınız »

KELİMELER

Mayıs 31st, 2009

Duygularımın aciz eğri büğrü kopyası
Kelimeler kelimeler sissizliğe hasretim.
Ağzımı dağlayıp da sonra açsam kalbimi
Kelimeler kelimeler sissizliğe hasretim. Devamı için tıklayınız »

SEÇENEK

Mayıs 31st, 2009

Kafamda akbabalar bir leşe davet.
Zerre zerre tükenmek beynime diyet.
Ruhuma yakışmayan bu kaba ceset,
Ya çürüsün ya öğrensin diriyi. Devamı için tıklayınız »

İyi ki Doğdun

Ağustos 4th, 2008

Çok korktum !
Işıklar bir yanıp bir söndü gökyüzünde.
Bu da ne nine ?
“Şimşek çakıyor ”
Ayy ! Gökyüzü mü patladı ne !
“Gök gürültüsü ”
Gök yüzünde bir telaş,bir telaş
Bulutlar koşturuyor,ışıklar yanıp sönüyor
Nine,gökyüzünde neler oluyor ?
“Gökyüzünde düğün var bu gece ”
Kim evleniyor ?
“Toprakla yağmur ”
Devamı için tıklayınız »

Pire-Deve

Ağustos 4th, 2008

Dedemle hergün oynuyoruz pire-deve.
Ben ebeyim
Dedem pire-deve
Pire dede
Deve dede
Pire
Deve
Pire
Deve
Deve
Devamı için tıklayınız »

Uçurtmam

Ağustos 4th, 2008

Bak ! Benim uçurtmam
Ne güzel !
Ender ağabeyim yaptı.
Kocaman
Upuzun kuyruğu var
Kırmızı-beyaz,kırmızı-beyaz
Cemil’in uçurtmasından bile hızlı uçuyor
Bulutlardan bile yükseğe çıkıyor
Ama bazen bir yerlere takılıyor
İşte ben böyle yapmasını hiç sevmiyorum.
İn diyorum,
Devamı için tıklayınız »

Bir Yıkılış Bir Diriliş Hikayesi

Ağustos 4th, 2008

Henüz külleri soğumamış bir enkazın içinde başını iki elinin arasına almış düşünürken:”Allah’ım biz nerede hata yaptık?”Demekten kendini alamıyordu,parmaklarını ikidebir saçlarının arasına daldırıp yolarcasına geri çekerken.

Oysa şimdiye dek herşey yolunda gibi gözüküyordu.”Rahat gibiydik,mutlu gibiydik”diyordu.
Dudakları hiç durmadan sessiz bir kıpırtı halinde hareket ediyor,ille de “Allah’ım biz nerede hata yaptık?”Sorusunu nakarat gibi her cümlesinin başına yerleştirme gereğini hissediyordu.Arkasına baktığında sevdiklerinin cesetleri,önünde koca bir yıkıntı ve çöplük.
Devamı için tıklayınız »

Haydi Cennete

Ağustos 4th, 2008

Bu otobüs cennete gider.
İlerleyelim küçük beyler.
İlerleyelim küçük hanımefendiler.
Annelerini üzmeyenler,
Cennete bir-iki…

Devamı için tıklayınız »

Sen En Güzelsin Çocuk

Ağustos 4th, 2008

Sen en güzelsin çocuk,
Siyah olsa da derin
Dudakların iri ve kalın,
Masum ya bakışların,derin
Sen en güzelsin.

Devamı için tıklayınız »

Küçüğüm

Ağustos 4th, 2008

Hiçbir zaman yaşla dolmasın küçüğüm,
Gülen gözlerin.
Bir kere yutkun,ağlayacağın zaman.
Göm yaşlarını,göz pınarlarına ve söyle;
Yumruklarını sıkıp,
Kenetleyip dişlerini.
Ağlamayacağımm! Güçlü olacağım !
Hep güleceğim hayatın şakalarına…

Devamı için tıklayınız »

Oyun Arkadaşlarım

Ağustos 4th, 2008

Davetlisiniz oyunlarıma,
Güneş,aydede,
Bütün yıldızlar…
Herkes herkes davetli,
Mızıkçı bulut bile.
Annem:Şşşt ! Çok ayıp ! Diyor,
Mızıkçı denmezmiş arkadaşa.
Mızıkçı işte ! Mızıkçı işte !
Ağlıyor her oyunda,
Dağılıp gidiyoruz sonunda.

Devamı için tıklayınız »

Mirac

Ağustos 4th, 2008

Yine bir namaz vakti,mirac idrakindeyim,
İç içe saatlerin senelik ibresinde…
Kapanmış da secdeye göğü seyretmekteyim;
Miracı anlamayan bir saatlik ömüre,
Dakikalık rüyamda bir sene gülmekteyim !

Devamı için tıklayınız »

Hayat

Ağustos 4th, 2008

Güneşimiz batıyor,kıpkızıl deniz,
Denizin kenarında bir solgun beniz,
Seyre dalmış hayatı,bomboş ve sessiz.

Devamı için tıklayınız »

Öylesine bir hikaye

Ağustos 3rd, 2008

Hikayeye başladı.Asırlardır doğum sancısı çeken kelimeleri bir anlık ömür için eğreti duruyor kağıtta…Dar bir tünelden geçmiş gibi bezgin,ezilmiş.Hep doğarken ağlanır ya ! Ağlıyor damlayarak kağıtlara.
Gözünün altındaki derin morluklar marazi hassasiyetini ifşa ediyor.Soluk bir beniz,cılız bir vücut…Mütevazi bir küçük harf oldu.Akranları hep büyük puntolarla bağırırken,O,fısıltılı hecelerle döküldü beyazlıklara.
Her şeyi vardı:Oyuncakları,annesi,babası,dadısı,battaniyesi,yorganı,hepsine inat sabaha dek ıslattığı sırılsıklam kuş tüyü yastıkları…Boğazında bir düğümle dolaşırdı hep.Ağlayıp hıçkıran çocuklar mı takılırdı boğazına da bir şey yiyemezdi sofralarda ?
Devamı için tıklayınız »

Davetiyeler

Ağustos 3rd, 2008

Candan, devamı

Ağustos 1st, 2008

Resimleri büyütmek için resim üzerine tıklayınız.


Devamı için tıklayınız »

CD Kapak Tasarımları

Temmuz 27th, 2008

Resimleri büyütmek için resim üzerine tıklayınız.

Devamı için tıklayınız »

Candan

Temmuz 3rd, 2008

Resimleri büyütmek için resim üzerine tıklayınız.


Devamı için tıklayınız »

Test yayını!

Haziran 29th, 2008

Yakında…